Allah vermesin: Diyalize girmeyen, diyalizin ne denli çileli bir iş olduğunu bilmez…

enli çileli bir iş olduğunu bilmez…

Daha ilk cümleyi okudunuz. Ve: “Aman bu rahatsızlık benden uzak olsun” diyerek, hızla sayfadan kaçmaya çalışıyorsunuz. Durun! Hastalıklar, maalesef, ummadığımız kadar yakınımızda. Siz değilse, arkadaşınız, eşiniz, dostunuz; yakınımızda biri; Allah korusun, bu dertten musdarip olabilir.

İş ortağımız Fresenius Medical Care Türkiye için, popüler bilgi paylaşım sitesi Onedio.com’da yayınlanmak üzere bir proje gerçekleştirdik. Projenin amacı, klinik diyalizden ev diyalizine geçmenin neden “gerekli” olduğunu popüler bir dille anlatmak. Bunu da İstanbul’daki ev diyalizi hastası Serdar Kabaş’ın gerçek hayat öyküsü üzerinden aktarmak.

Proje için, Serdar beyle keyifli bir gün geçirdik. Onlarca fotoğraf çektirdik…

Ve o şahane fotoğraflarla, şu bilgileri aktardığımızı düşünüyoruz:

Eğer bir kişi diyalize giriyorsa, bunun iki yolu var: Kilinikte diyaliz veya evde diyaliz…

Türkiye’de klinikte diyalize giren hasta sayısı 50 binin üzerinde… Bir klinik hastası, haftada 3 gün kliniğe gidiyor ve o günlerde de 4’er saat boyunca diyalize giriyor. Zaman kaybının yanı sıra halsizlik, yorgunluk, kas krampları, tansiyon düşmesi gibi şikayetler, hastaları sosyal hayattan alıkoyuyor. Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ege Üniversitesi’ni de yanına alarak, diyaliz hastalarının tedavi koşullarını iyileştirmek için bir çalışma başlattı ve 2010 yılında “ev diyalizini Türkiye’ye getirdi. Ev diyalizi şu an 300 civarında hasta tarafından uygulanıyor. Ve klinik diyalizden daha üstün bulunuyor.

isortaklarimizdan4